Sosyal Çürüme ve Sosyal Medyanın Zararları: Çocuklarımızı Nasıl Korumalıyız?

Günümüzde sosyal medya artık sadece fotoğraf paylaşılan, arkadaşlarla haberleşilen veya gündemi takip edilen bir alan olmaktan çıktı. Ne yazık ki sosyal medya, birçok insanın kendini ispat etmeye çalıştığı, özel hayatını sergilediği, dikkat çekmek için sınırları zorladığı büyük bir sahneye dönüştü. Ben bu durumu açıkçası sosyal çürüme olarak görüyorum.

Eskiden insanlar her şeyi herkesin içinde yaşamazdı. Özel hayatın bir sınırı, davranışların bir ölçüsü vardı. Neyin nerede söyleneceği, neyin paylaşılacağı, neyin aile içinde kalacağı bilinirdi. Bugün ise elimizde telefon, gözümüz ekranda yaşıyoruz. Kendi hayatımıza odaklanmak yerine sürekli başkalarının ne yaptığına bakıyor, bazen de sırf görünür olmak uğruna kendi özelimizi herkesin önüne seriyoruz.

Sosyal medya ilk başta insanlara güzel bir imkân gibi görünüyordu. Uzakta olan yakınlarımızla haberleşmek, güzel anıları paylaşmak, bilgiye daha hızlı ulaşmak için faydalı bir araçtı. Fakat zamanla bu alan, mahremiyetin, saygının, utanma duygusunun ve gerçek insan ilişkilerinin zayıfladığı bir yere dönüştü.

Sosyal Çürüme Nedir?

Sosyal çürüme, toplumun değerlerini yavaş yavaş kaybetmesi demektir. İnsanların doğru ile yanlışı, özel ile açık olanı, saygınlık ile gösterişi birbirine karıştırmaya başlamasıdır.

Bugün sosyal medyada bunu çok net görüyoruz. İnsanlar artık ne kadar faydalı olduklarıyla değil, ne kadar izlendiğiyle ilgileniyor. Bilgi üretmek yerine dikkat çekmeye çalışıyor. Güzel bir şey ortaya koymak yerine sadece gündem olmak istiyor.

Bence en tehlikeli nokta da burası. Çünkü sürekli izlenmek isteyen insan, zamanla kendi sınırlarını kaybediyor. Normal hayatta yapmayacağı şeyleri kamera karşısında yapıyor. Söylemeye utanacağı sözleri milyonların görebileceği şekilde paylaşıyor. Ailesini, özel hayatını, tartışmalarını, acılarını ve mahremiyetini herkesin önüne koyabiliyor.

Bu bana göre ciddi bir sosyal medya sorunu.

Eşek Kadar İnsanların Kendini Gülünç Duruma Düşürmesi

Açık konuşmak gerekirse beni en çok rahatsız eden konulardan biri de yaşı başı almış insanların sırf beğeni ve izlenme uğruna kendilerini gülünç duruma düşürmesi.

Koca koca insanlar, birkaç saniyelik video için ağırlığını kaybediyor. Normal hayatta yapmayacağı hareketleri sosyal medyada yapıyor. Evinde, ailesinin yanında, mahallesinde yapmaya utanacağı şeyleri kamera karşısında rahatça sergiliyor.

Burada mesele eğlenmek değil. İnsan tabii ki eğlenir, güler, paylaşır. Ama insanın bir duruşu, bir ağırlığı, bir sınırı olmalı. Her akıma katılmak zorunda değiliz. Her komik görünen şeyin parçası olmak zorunda değiliz. Herkes bizi görsün diye kendimizi küçük düşürmek zorunda hiç değiliz.

Sosyal medya insana sahte bir önem duygusu veriyor. Bir video izlendi diye insan değerli olmaz. Bir fotoğraf beğenildi diye insan saygın olmaz. Takipçi sayısı yüksek diye insanın sözü kıymetli hale gelmez.

İnsanı değerli yapan şey izlenme sayısı değil; karakteri, ahlakı, duruşu ve hayata kattığı değerdir.

Sosyal Medyanın Zararları Nelerdir?

Sosyal medyanın zararları sadece çocuklarla sınırlı değil. Yetişkinler de bu durumdan ciddi şekilde etkileniyor. Çünkü sosyal medya insanın zamanını, dikkatini, düşünce yapısını ve hatta kendine bakışını değiştirebiliyor.

Sürekli başkalarının hayatını izleyen insan, kendi hayatını eksik görmeye başlayabilir. Herkesin mutlu, zengin, güzel, başarılı ve eğlenceli göründüğü bir ortamda insan kendi hayatını sıradan sanabilir. Halbuki sosyal medyada gördüğümüz şeylerin çoğu gerçek hayatın tamamı değil, sadece seçilmiş ve süslenmiş parçalarıdır.

Bir diğer zarar da mahremiyetin kaybolmasıdır. İnsanlar artık en özel anlarını bile paylaşır hale geldi. Aile içi meseleler, özel ilişkiler, çocukların görüntüleri, evin içi, sofralar, tartışmalar, sevinçler ve üzüntüler sürekli ekrana taşınıyor.

Bu durum zamanla bize şunu unutturuyor:
Her şey paylaşılmak zorunda değildir.

Bazı şeyler insana özeldir. Bazı anlar aile içinde kalmalıdır. Bazı duygular kameraya değil, kalbe yakışır.

Sosyal Medya ve Çocuklar

Çocuklarımız bugün sosyal medyanın içine doğuyor. Biz en azından sosyal medyasız bir dönemi gördük. Sokakta oyun oynamayı, arkadaşla yüz yüze konuşmayı, sıkılmayı, beklemeyi ve sabretmeyi biliyoruz. Ama bugünün çocukları daha küçük yaşta tablet, telefon ve internetle tanışıyor.

Çocuklar için sosyal medya sadece eğlence değildir. Aynı zamanda onların karakterini, özgüvenini, dikkatini, konuşma tarzını ve hayata bakışını etkileyen güçlü bir alandır.

Bir çocuk sosyal medyada ne görüyorsa, onu normal sanabilir. Bağırarak konuşanları, saygısızlığı, gösterişi, kolay para kazanma hayalini, sürekli tüketmeyi ve ilgi çekmeyi örnek alabilir.

Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü çocuk doğruyu yanlıştan ayıracak olgunluğa henüz sahip değildir. Gördüğünü gerçek sanır. Popüler olanı değerli zanneder. Çok izlenen kişiyi örnek alınacak insan gibi görebilir.

Bu yüzden sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisi hafife alınmamalıdır.

Sosyal Medyanın Çocuklara Zararları

Sosyal medya çocuklarda birçok olumsuz etkiye yol açabilir. Bunların başında dikkat dağınıklığı gelir. Sürekli kısa videolar izleyen, hızlı içerik tüketen çocuk uzun süre bir konuya odaklanmakta zorlanabilir. Kitap okumak, ders çalışmak veya sakin bir şekilde oyun kurmak ona sıkıcı gelmeye başlayabilir.

Bir diğer önemli zarar özgüven problemidir. Çocuk sosyal medyada sürekli kusursuz hayatlar gördükçe kendi hayatını yetersiz hissedebilir. Başkalarının kıyafetini, evini, telefonunu, tatilini veya görünüşünü kendi hayatıyla kıyaslamaya başlayabilir.

Sosyal medya aynı zamanda yanlış rol modeller oluşturabilir. Çocuklar bilgili, çalışkan, ahlaklı ve üretken insanları değil; daha çok dikkat çeken, abartılı davranan, gösteriş yapan kişileri örnek alabilir.

Mahremiyet bilinci de bu süreçte zarar görür. Her şeyini paylaşan insanları gören çocuk, kendi özel alanını korumayı öğrenemeyebilir. Fotoğrafının, videosunun, özel hayatının internet ortamında kalıcı olabileceğini fark edemeyebilir.

Bu yüzden çocukları sosyal medyadan korumak, sadece ekran süresini azaltmakla değil, onlara bilinç kazandırmakla mümkündür.

Çocuklarımızı Sosyal Medyanın Zararlarından Nasıl Korumalıyız?

Çocuklarımızı korumanın ilk yolu yasaklamak değil, doğru yönlendirmektir. Çünkü sadece “telefon yasak” demek çoğu zaman kalıcı bir çözüm olmaz. Çocuk neden korunması gerektiğini anlamazsa, ilk fırsatta yine aynı dünyaya döner.

Öncelikle anne ve babalar kendi telefon kullanımına dikkat etmelidir. Elinden telefonu düşürmeyen bir anne babanın çocuğuna “sürekli telefona bakma” demesi çok etkili olmaz. Çocuk nasihatten çok gördüğünü yapar.

Evde ekran kuralları olmalıdır. Yemek masasında telefon olmamalıdır. Yatmadan önce ekran kullanılmamalıdır. Çocuğun yaşına göre günlük ekran süresi belirlenmelidir. Ama bu kurallar kavga ederek değil, aile düzeni olarak uygulanmalıdır.

Çocuğun izlediği içerikler mutlaka takip edilmelidir. “Odasına geçti, tablet elinde, ne izlerse izlesin” mantığı çok tehlikelidir. İnternet, sanıldığı kadar masum bir yer değildir. Hatta bazen sokaktan daha kontrolsüz ve daha tehlikeli olabilir.

Çocukla konuşmak da çok önemlidir. Ona sosyal medyada gördüğü her şeyin gerçek olmadığını anlatmak gerekir. İnsanların sadece güzel anlarını paylaştığını, birçok görüntünün kurgu olduğunu, beğeni sayısının insan değerini belirlemediğini öğretmek gerekir.

En önemlisi de çocuğun gerçek hayatını güçlendirmektir. Spor, sanat, kitap, doğa, arkadaşlık, aile sohbeti ve sorumluluk çocuğun hayatında ne kadar güçlü olursa ekranın etkisi o kadar azalır.

Boş kalan çocuk ekrana kaçar. İlgi görmeyen çocuk ekrana kaçar. Konuşulmayan çocuk ekrana kaçar. Bu yüzden çocuklarımızı sadece sosyal medyadan değil, ilgisizlikten de korumamız gerekiyor.

Aileler Sosyal Medya Konusunda Ne Yapmalı?

Ailelerin bu konuda daha bilinçli olması gerekiyor. Çünkü çocuklar interneti bizden daha hızlı öğreniyor ama tehlikelerini bizim kadar göremiyor.

Anne baba olarak çocuğun hangi uygulamaları kullandığını, kimleri takip ettiğini, ne tür videolar izlediğini bilmek gerekir. Bu kontrol baskı gibi değil, koruma amacıyla yapılmalıdır.

Çocuğa güvenmek güzeldir ama dijital dünyada tamamen kontrolsüz bırakmak doğru değildir. Çünkü sosyal medya sadece eğlence içermez. Yanlış bilgiler, zararlı akımlar, uygunsuz içerikler, kötü niyetli kişiler ve yanlış rol modeller de bu dünyanın içindedir.

Çocuklarımızı korumak istiyorsak onlarla bağımız güçlü olmalı. Çocuk ailesiyle konuşabiliyorsa, derdini anlatabiliyorsa, sevildiğini hissediyorsa sosyal medyada kendine sahte bir dünya arama ihtimali azalır.

Aile içi iletişim ne kadar güçlüyse, ekranın etkisi o kadar zayıflar.

Sosyal Medya Tamamen Kötü mü?

Elbette sosyal medya tamamen kötü değildir. Doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmak, üretmek, öğrenmek, iş geliştirmek, insanlara fayda sağlamak ve güzel fikirleri yaymak için güçlü bir araçtır.

Sorun sosyal medyanın kendisinden çok, bizim onu nasıl kullandığımızdır.

Biz sosyal medyayı kullanacağımıza, sosyal medya bizi kullanmaya başladı. Telefon elimizde gibi görünüyor ama çoğu zaman zamanımızı, dikkatimizi, duygularımızı ve hatta düşüncelerimizi o yönetiyor.

Bu yüzden mesele telefonu tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, onunla aramıza sağlıklı bir sınır koymaktır.

Sosyal medya hayatın tamamı değildir. Gerçek hayat ekranın dışında yaşanır. Gerçek dostluk, gerçek aile, gerçek başarı, gerçek mutluluk beğeni sayısıyla ölçülmez.

Sosyal Medyada Mahremiyet Neden Önemlidir?

Mahremiyet, insanın kendine ve ailesine duyduğu saygıdır. Her anı paylaşmak, her duyguyu göstermek, her meseleyi insanlara açmak özgürlük gibi görünse de zamanla insanı değersizleştirebilir.

Özellikle çocukların görüntülerinin sürekli paylaşılması bana göre çok dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çocuk daha neyin farkında değilken onun özel anlarını internete yüklemek doğru değildir. Bugün sevimli görünen bir paylaşım, yıllar sonra o çocuk için rahatsız edici olabilir.

Aileler bu konuda daha hassas olmalı. Çocuğun mahremiyeti, anne babanın paylaşım isteğinden daha önemlidir.

Çocuklarımızı korumak istiyorsak önce onların özel alanına saygı duymalıyız.

Büyükler Kendine Çeki Düzen Vermeli

Çocuklara sürekli “şunu yapma, bunu izleme, telefona bakma” diyoruz ama önce büyüklerin kendi davranışlarına bakması gerekiyor.

Bir çocuk, annesini babasını sürekli telefonla görüyorsa, sosyal medyada her şeyini paylaşan insanları izliyorsa, yetişkinlerin bile kendini komik duruma düşürdüğünü görüyorsa, ona neyin doğru olduğunu anlatmak zorlaşır.

Büyükler olarak biraz kendimize çeki düzen vermemiz lazım. Her akıma katılmak zorunda değiliz. Her görüntüyü paylaşmak zorunda değiliz. Her tartışmaya yorum yapmak zorunda değiliz. Herkes bizi görsün diye ağırlığımızı kaybetmek zorunda değiliz.

Bana göre insanın biraz duruşu olmalı. Sosyal medyada da gerçek hayatta da kendine yakışanı yapmalı.

Çünkü çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı örnek alıyor.

Sonuç: Çocuklarımızı Korumak İçin Önce Biz Bilinçlenmeliyiz

Sosyal çürüme bir anda ortaya çıkmadı. Yavaş yavaş normalleşti. Önce ayıp dediğimiz şeylere güldük. Sonra yanlış dediğimiz şeyleri izledik. Sonra garip gelen davranışlara alıştık. En sonunda da bunları sıradan görmeye başladık.

İşte asıl tehlike burada.

Çocuklarımızı sosyal medyanın zararlarından korumak istiyorsak sadece telefonlarını ellerinden almak yetmez. Onlara değerlerimizi öğretmemiz gerekir. Mahremiyeti, saygıyı, sabrı, emeği, gerçek dostluğu ve gerçek hayatı göstermemiz gerekir.

Aynı zamanda biz büyükler de sosyal medyada nasıl davrandığımıza dikkat etmeliyiz. Çünkü çocuklar bizi izliyor. Biz neyi normalleştirirsek, onlar da onu normal kabul ediyor.

Benim şahsi düşüncem şu: İnsan, beğeni uğruna ağırlığını kaybetmemeli. Görünür olmak için değerlerinden vazgeçmemeli. Hele ki çocukların izlediği bir dünyada herkes biraz daha dikkatli yaşamalı.

Çünkü bir nesli sadece ekranlar bozmaz.
Bir nesli, ekranda normalleştirdiğimiz yanlışlar bozar.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir